Ekonomik alanda yapılan inkılaplar


Ekonomik alanda yapılan inkılaplar
1-Milli Ekonominin Kurulması
Bir toplumun ekonomik hayatı, ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının kullanılması ve ihtiyaçlarının karşılanması işinin tümüdür.
Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonominin durumu
Cumhuriyetin ilk yıllarında, her alanda olduğu gibi ekonomik alanda da büyük sorunlar bulunuyordu. İlkel şekilde sürdürülen tarımsal faaliyetler, dış borçlar, devlet gelirlerinin azlığı, yolların bakımsızlığı, kara ve deniz ulaşım araçlarının yetersiz oluşu, karşılaşılan önemli sorunlardı.
Osmanlı Devleti’nden kalma az sayıdaki fabrika, atölye ve birkaç özel kuruluş ihtiyaca cevap verecek düzeyde değildi. Nüfusun büyük kısmı kırsal alanda yaşamakta ve tarımla uğraşmaktaydı. İlkel yöntemlerle yapılan tarımda üretim için yeterli değildi.
Osmanlı Devleti’nden kalan dış borçların ödenmesi yüzünden, ülkede sermaye birikimi olmuyor, yatırımlar da yapılamıyordu. Bu ekonomik şartlar altında ülkede, sağlık, eğitim, kültür hizmetleri de yeterince yerine getirilemiyordu.
Milli Ekonomi İlkesi ve uygulanması
Osmanlı Devleti’nde ekonomik gelişme için gerekli alt yapı, teknoloji ve insan kaynakları, bulunmuyordu. Tarımda, ticarette ve sanayide yapılacak hamlenin nasıl bir sisteme bağlanacağı konusunun tespiti için çalışmalar başlatıldı.
Atatürk: “Yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır.”, “Zamanımız tamamen ekonomi devresinden başka bir şey değildir.” diyerek, ekonomi alanında mutlaka gelişme gösterilmesi gerektiğine işaret etmiştir.
İzmir İktisat Kongresi
Yeni Türk Devleti’nin ekonomik politikasını belirlemek için İzmir’de 17 Şubat 1923’te Türkiye İktisat Kongresi toplandı. Bu Kongre’de ilk defa Türk ekonomisi toplumdaki bütün kesimlerin temsilcileri tarafından ayrıntılı biçimde tartışıldı. Atatürk, Kongre’yi açarken yapmış olduğu konuşmada; “Siyasal zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, meydana gelen zaferler kalıcı olamaz!” diyerek ekonomik bağımsızlığın önemini belirtmiştir. Kongre’nin toplanmasının amacı; Milli ekonominin hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmada izlenecek yöntemleri kararlaştırmaktı.
İzmir İktisat Kongresi’nde alınan önemli kararların başlıcaları
-Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.
-Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır.
-Demiryolu inşaatı programa bağlanmalıdır.
-Ham maddesi yurt için yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulmalıdır.
-Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulmalıdır.
-El işçiliğinden ve küçük imalattan, fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir.
-Sendika hakkı tanınmalıdır.
-Sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gereklidir.
-Devlet, ekonomik görevleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektör tarafından kurulamayan işletmeler devletçe ele alınmalıdır.
Kongre’de ayrıca, Misak-ı İktisadi Esasları (İktisat Andı Esasları) kabul edildi. Kabul edilen Misak-ı İktisadi Esasları’nda Türk milletinin büyük fedakarlıkla sahip olduğu milli bağımsızlığından ödün vermeyeceği ve asıl amacın, siyasi alanda olduğu gibi ekonomik alanda da bağımsızlık olduğu belirtildi.
Kongre sonucunda belirlenen hükümet politikası; Ekonomik yönden hiçbir devletin egemenliği altına girmeden, kendi çabalarımızla öz kaynaklarımızı değerlendirmek oldu. Buna Milli Ekonomi İlkesi denir.
Milli Ekonomi İlkesi’nin uygulanmaya başlanmasıyla devlet, ekonomik alanda üzerine düşen görevleri yerine getirmeye başladı. Halk, yerli mallar kullanmaya ve tasarruf yapmaya özendirildi. Ülke içinde temel ihtiyaç maddelerinin üretilmesine önem verildi. Lüks maddelerin ithal edilmesinden kaçınıldı.
İlk zamanlarda milli ekonominin gerçekleştirilmesinde daha ziyade özel girişimi destekleyici bir politika izlendi. Ancak sermaye azlığı, yetişmiş iş gücünün olmayışı, deneyim ve bilgi birikiminin yetersizliği yanında,  1929 dünya ekonomik bunalımının baş göstermesi sonucu, özel girişim beklenilen başarıyı gösteremedi. Bunun sonucunda 1932’de devletin kalkınma çabalarına doğrudan katılması zorunluluğu duyularak devletçilik ilkesi uygulanmaya başlandı.
İlk Beş Yılık Kalkınma Planı 1933’de hazırlanarak 1934’te yürürlüğe girdi. Böylece tarihimizde ilk defa planlı ekonomiye geçilmiş oldu. İlk büyük sanayi kuruluşları bu beş yıllık plan döneminde yapılarak verimli sonuçlar elde edildi.
Tarım
Cumhuriyetin ilk yıllarında halkın yüzde sekseni kırsal alanda yaşıyor ve tarımla uğraşıyordu. Ancak, tarımın yıllarca ihmal edilmesinden dolayı halkın büyük bir çoğunluğu yoksuldu. Cumhuriyet idaresinin üzerinde önemle durduğu konulardan birisi de tarımın geliştirilmesi oldu.
Atatürk 1922’de TBMM’nde yaptığı bir konuşmada köylü ve tarım sorunlarına değinerek; “Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanan ve layık olan köylüdür.” demiştir.
Tarım kesiminde çiftçinin durumunu güçleştiren etkenlerden biri de vergi yüküydü. Osmanlı döneminde Aşar vergisi ürün üzerinden peşin olarak alınan 1/10 oranındaki vergiydi. Bu vergiyi köylüler ödemede büyük güçlük çekiyordu. Cumhuriyet yönetimi, İzmir İktisat Kongresi’nde aldığı kararla 17 Şubat 1925’te Aşar vergisini kaldırdı. Aşar vergisinin kaldırılması Türkiye’de ilk defa hükümetin, üretici konumundaki köylü lehine aldığı önemli bir karardır.
Tarımın geliştirilmesi ve köylünün kalkındırılması için yapılan çalışmalar
-Köylüye kredi kolaylığı sağlamak için Ziraat Bankası’nın kredi imkanları artırılmıştır.
-Çiftçinin ürettiği ürünleri aracısız ve gerçek değeriyle satabilmesi amacıyla 1929’da Tarım Kredi Kooperatifleri kuruldu.
-Topraksız köylüyü toprak sahibi yapmak için 1929 yılında bir kanun çıkarılmış ancak bu konuda beklenen başarı sağlanamamıştır.
-Çiftçilere ucuz tohum sağlanmış ve Tohum Islah İstasyonları kurularak, tohumların depolanması ve tarımsal hastalıklarla mücadele edilmesi yolunda önemli çalışmalar yapılmıştır.
-Ziraat uzmanlarının sayısını artırmak için Avrupa’ya öğrenciler gönderildi.
-Ankara’da 1933 yılında Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.
-Örnek fidan ve çiftlikler kurulmuş, traktör kullanılması teşvik edilerek, tarım makinaları yardımı yapılmıştır.
Ticaret
Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında tarımın gerilemesi, sürekli savaşlar yüzünden güvenliğin sağlanamaması ve kapitülasyonlar sonucu rekabet ortamının bulunmaması gibi nedenlerle Türk aileleri çocukları için memurluğu ve subaylığı, ticaret mesleğine tercih etmişlerdi. Bu nedenle memlekette iç ve dış ticaret Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıkların eline geçmişti.
Lozan Antlaşması’yla kapitülasyonların kaldırması ve ticareti koruyan kanunların çıkarılması ile iç ve dış ticaretin gelişimi için ortam oluşturulmuştur. Atatürk, ticaretin desteklenmesi ve gelişmesini sağlamak için 26 Ağustos 1924’te Türkiye’nin ilk özel bankası olan İş Bankası’nı kurdu. İş Bankası’nın sağladığı krediler ile Türk tüccarlar ticaret hayatına hakim oldular.
Deniz ulaşımının büyük bir bölümü ile önemli limanların işletilmesi yabancı şirketlerin elindeydi. Lozan Antlaşması’nda Türk gemilerinin kabotaj hakkı kabul edildi. 1 Temmuz 1926 yılında Kabotaj Kanunu çıkarılarak, Türk denizlerinde yük ve yolcu taşıma hakkı sadece Türk gemicilerine verildi. Diğer yandan, yabancıların elinde olan ticaret işletmelerinin satın alınmasıyla Milli Ekonomi İlkesi’nin uygulanması sürdürülmüştür.
Türk ekonomisinin para işlerini düzenlemek amacıyla, 11 Haziran 1930’da kabul edilen yasayla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kurulmuştur.
Sanayi ve Madencilik
Kurtuluş Savaşı bittiğinde, ülkemizde sanayi kuruluşu sayılabilecek hiçbir kurumumuz yoktu. Kısa sürede ihtiyaç maddelerini üretebilecek sanayinin kurulması gerekiyordu. Ancak, devlet bunu gerçekleştirecek durumda olmadığı için özel sermayeyi sanayileşme alanına çekmek istedi. Bunun için 28 Mayıs 1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu (Sanayiyi Özendirme Kanunu) çıkarıldı.
Teşvik-i Sanayi Kanunu ile sanayi kuruluşlarıyla uğraşanlara ucuz arazi ve bina edinme, nakliye indirimleri ve kazanç vergisinden muafiyet sağlanmıştı. Fakat, bu kanunun getirdiği imkanlara rağmen, sermaye, teknoloji ve bilgi yetersizliğinden kaynaklanan sebeplerden dolayı sanayinin gelişmesi sağlanamadı. Sadece Uşak’ta ilk şeker fabrikası ve küçük çapta bir dokuma sanayi kuruldu.
Özel sermayenin başarılı olamaması nedeniyle, devlet sanayi işini kendi üzerine alma gereği duydu. 1933’te Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlanarak kabul edildi. Kalkınma planı başarı ile uygulanarak önemli sanayi işletmeleri kuruldu. Bu sanayi işletmelerinin kurulmasında Sümerbank’ın büyük hizmetleri görüldü. Malatya, Kayseri, Bursa’da Merinos Fabrikaları; Gemlik’te Suni İpek Fabrikası, Nazilli’de Basma Fabrikası, Beykoz’da Deri Fabrikası açıldı. Paşabahçe’de cam ve şişe ihtiyacını karşılayacak bir fabrika, İzmit’te büyük bir kağıt işletmesi kuruldu. İlk demir-çelik işletmemiz 1939 yılında Karabük’te açıldı. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı başarı ile uygulanırken, İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, İkinci Dünya Savaşı’nın çıkması nedeniyle uygulanamadı.
Zengin maden kaynaklarının araştırılıp, bulunabilmesi için, 1935’te Maden Tetkik Araştırma Enstitüsü (MTA) kuruldu. Madenlerimiz belirlenerek demir, bakır ve krom gibi madenler işlenmeye başlandı. 14 Haziran 1935’te yer altı kaynaklarının işletilmesi amacıyla Etibank kuruldu. Yabancıların ve özek sektörün elinde bulunan maden işletmeleri satın alınarak millileştirildi.
2-Bayındırlık Alanında Gelişme
Cumhuriyet yönetiminin önemle ele aldığı bir konuda Anadolu’nun imar edilmesi konusu olmuştur. Şehirler yeniden onarılırken ülke; Eğitim, sağlık, sanayi amaçlı bayındırlık eserleriyle donatılmaya çalışıldı.
Cumhuriyetin ilk yıllarında dünyadaki en yaygın ulaşım türü, demir yolu idi. Osmanlı döneminden kalan ulaşım ağıda son derece bakımsız ve yetersizdi. Bu sebeple 1924 yılında kabul edilen kanunlarla demir yollarının yapımına başlandı. Bir çok demir yolları işletmeye açıldı. 1927’de Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı olarak Devlet Demir Yolları ve Limanları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1933’te kara yollarının uzunluğu 37 bin km’ye, 1939’da 41 bin km’ye ulaştı. 1923’ten 1939 yılına kadar 223 yeni köprü yapıldı. 1950 yılından itibaren kara yollarının yapımına büyük önem verildi. Büyük şehirler yeni kara yolları ile birbirine bağlandı.
Cumhuriyet döneminde deniz yollarına da önem verildi. Satın alınan gemilerle deniz ticaret filosu güçlendirildi. Türk armatörlere kredi kolaylığı sağlanırken, özel sektör gemi yapımına ve işletmeciliğine teşvik edildi. Eski limanların kapasiteleri artırılmaya, yeni limanların yapımına başlandı. Deniz yollarını ve ticaret filosunu güçlendirmek için 1937’de Denizbank kuruldu.
Türkiye’de ilk Milli Hava Ulaştırma Teşkilatı 1933’te Hava Yolları Devlet İşletme İdaresi adıyla kuruldu. Yeni hava alanları inşa edildi. Uçakların bakım ve onarımı için çeşitli tesisler yapıldı. Milli Hava Ulaştırma Teşkilatı 1938 yılında Devlet Hava Yolları Umum Müdürlüğü adını aldı. 1939’da yedi uçak alarak filosunu büyüten hava yolları, İstanbul-Ankara-İzmir arasında seferler yapmaya başladı.
3-Sağlık ve Tıp Alanında Gelişme
23 Nisan 1920’de TBMM kurulunca oluşturulan ilk hükümette, sağlık işlerinden sorumlu Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı kuruldu. 1924 yılında alınan bir kararla Ankara, İstanbul, Sivas, Trabzon, Erzurum ve Diyarbakır’da örnek hastaneler yaptırıldı. Bu hastanelere bulunduğu ilin adı ile birlikte Numune Hastanesi adı verildi.
1930’da çıkarılan Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda koruyucu sağlık hizmetleri yönünde önemli düzenlemeler yapıldı. Sıtma, verem, frengi, kolera, tifo, çiçek, menenjit, kızamık gibi bulaşıcı hastalıkların sağlık kuruluşlarına bildirilme zorunluluğu getirildi. Bu gibi hastalıkların tedavisinin parasız yapılması için bazı kararlar alındı. Kızılay teşkilatı güçlendirildi. Bataklıklar kurutuldu. Sınırlarda sağlık kontrolleri artırılarak bulaşıcı hastalıkların yurda girmemesi için önlemler alındı.
Ekonomik alanda yapılan inkılaplar ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti her alanda başarılı sonuçlar elde ederek büyük bir atılım gerçekleştirmiştir. Türkiye’nin bugünkü geldiği noktanın temelleri Atatürk zamanında atılmıştır.

0 yorum:

Yorum Gönder